Bant dergisi "Kulaktan Kulağa" serisine David Brown'un ardından Jens Lekman'la devam ediyor. İyi güzel hoş. Jens Lekman'ın Ekim ayı civarlarında www.pitchforkmedia.com 'da "Kim Ki O" için yaptığı iyiliği düşününce ve "Kim Ki O" kızımız Ekin Sanaç'ın da Bant editörü olduğunu düşündüğümüzde zaten Türkiye konserinin uzak bir ihtimal olmadığını ve en kısa zamanda gerçekleşeceğini biliyorduk. Son günlerde çeşitli yerlerde abartıldığını görmesem yazmayacaktım bile aslında. Ben dinlemiyorum. Şükür ki bir grup insan seviyor diye seviyor görünmek zorunda da hissetmiyorum. Konserin Babylon'da olması da büyük bir eksi'yi beraberinde getiriyor zaten; kuru gürültüyü. Yokluktan ve cahillikten dolayı büyütülen bir durum var ortada sadece. İsveç diyen herkesin üzerine kusma isteğini de beraberinde getiriyor bu durum zaten artık. Gidip dinlenilecek ve bir sonraki gün unutulacak etkinliklerden biri sadece. Paniğe kapılmayın (Çok içip etraftaki insanların üzerine kusmaya niyetiniz yoksa tabi. Eğer kusacaksanız paniğe başlayabilirsiniz. Zor bir gece sizi bekliyor.).
Cumartesi, Ocak 05, 2008
Jens Lekman 14 Şubat @ Babylon
Bant dergisi "Kulaktan Kulağa" serisine David Brown'un ardından Jens Lekman'la devam ediyor. İyi güzel hoş. Jens Lekman'ın Ekim ayı civarlarında www.pitchforkmedia.com 'da "Kim Ki O" için yaptığı iyiliği düşününce ve "Kim Ki O" kızımız Ekin Sanaç'ın da Bant editörü olduğunu düşündüğümüzde zaten Türkiye konserinin uzak bir ihtimal olmadığını ve en kısa zamanda gerçekleşeceğini biliyorduk. Son günlerde çeşitli yerlerde abartıldığını görmesem yazmayacaktım bile aslında. Ben dinlemiyorum. Şükür ki bir grup insan seviyor diye seviyor görünmek zorunda da hissetmiyorum. Konserin Babylon'da olması da büyük bir eksi'yi beraberinde getiriyor zaten; kuru gürültüyü. Yokluktan ve cahillikten dolayı büyütülen bir durum var ortada sadece. İsveç diyen herkesin üzerine kusma isteğini de beraberinde getiriyor bu durum zaten artık. Gidip dinlenilecek ve bir sonraki gün unutulacak etkinliklerden biri sadece. Paniğe kapılmayın (Çok içip etraftaki insanların üzerine kusmaya niyetiniz yoksa tabi. Eğer kusacaksanız paniğe başlayabilirsiniz. Zor bir gece sizi bekliyor.).
Çarşamba, Aralık 26, 2007
DDR & Grangulez 22 Aralık @ Peyote
Övgüler çok fazla, yergiler de acımasız. DDR'la ilgili konuşmaya başlayanlar ya muhteşem diyor yada çok kötü diyor. Daha önce de dinledim. Radar-Live'da hiç hoşlanmamıştım. Bu sefer de aynı şey oldu. Yaratıcılıktan uzak bir deneysel müzik. Ruhsuz. Sıkıcı. İçip de bütün gece aynı rın-rın-rın temposuyla sallanmak için ideal sadece. Bunun can sıkıcı olduğunu düşünmüyorsanız tam size göre. Müzik yapıyorlar ama şarkı değil. Joy Division, Wedding Present, My Bloody Valentine, Jesus and Mary Chain... pfff. (zevk meselesi)
DDR myspace
GRANGULEZ
Cuma, Aralık 21, 2007
Sarı Civciv Richard Ashcroft
Cuma, Aralık 07, 2007
Salı, Aralık 04, 2007
Radiohead - In Rainbows CD2

Hala bulamamış olanlar için internetten yayınlanmayan 2. cd. buyurun. Bu sefer konser kayıtları falan değil. Radiohead bana kafa atmak ister mi bilemem ama bu kıyağımı unutmayın artık :)
Radiohead - Mk 1
Radiohead - Down Is The New Up
Radiohead - Go Slowly
Radiohead - Mk 2
Radiohead - Last Flowers
Radiohead - Up On The Ladder
Radiohead - Bangers & Mash
Radiohead - 4 Minute Warning
Pazartesi, Aralık 03, 2007
Richard Hawley (Bant Dergi-Kasım Sayısı)
RICHARD HAWLEY
GÜNÜMÜZÜN EL ÜSTÜNDEKİ VOKALİNİN BİR ZAMANLAR SADECE GİTARİST OLMASI HİÇKİMSENİN SUÇU DEĞİLDİ
Richard Hawley’le ilgili konuşmaya “yalnız adam ve yalnızlık şarkıları” diyerek başlamak çok kolay olacak sanırım. İlk bakışta bu yakıştırmayı yapmayı uygun görürken hikaye biraz daha dikkatli incelendiğinde aslında arkadaşlık dostluk gibi kavramların daha baskın öğeler olduğu fikrine varmak da olası aslında. Zaten onun hayatındaki ve müziğindeki değişiklikler yalnızlık ve arkadaşlık kavramları gibi tezat.
90’ların başında 20’li yaşlarını yaşayan pek çok İngiliz genç gibi Richard Hawley de brit-pop’a kendini kaptırmış birisi. Şu günlerde her ne kadar muhteşem vokaliyle göz önünde olsa da o günlerde grubu The Longpigs’in en fazla gitaristliğini ve solist Crispin Hunt’ın arkasında back vokalliğini yapabilmiş. Grup içi çekişmesi söz konusu olmasa da bir takım anlaşmazlıklar olacağını düşünmek yanlış olmaz. Crispin Hunt’ı tanıyanların Richard Hawley’le vokal tarzları arasındaki uçurumu biliyor olmalarını bir kenara bırakıp tanımayanlara ufak tariflerde bulunalım; Hunt’ı ilk dinlediğinizde ilk defa şarkı söylediğini sanacağınız gerçeğini bir yana koyarsak düzgün olmayan aksanına, hiç çekinmeden ve bolca detone olmasına şaşıracaksınız. Şayet ilk şaşkınlıktan başarıyla kurtulursanız diğer tekrarlarınızda arka arkaya çıkardığı seslerin aslında ne kadar imkansız olduğunu farkedip kendisine taparsınız. Ancak Hawley için bunları söyleyemiyoruz, tapmadığımız kısmı hariç tabi. Onunda kendine has yöntemleri var; Tok, gür sesi, her kelimenin hakkını veren diksiyonu, ses hakimiyetiyle Morrissey’i, Scott Walker’ı ve hatta Frank Sinatra’yı hatırlatıyor bize Hawley. Tapmak için oldukça geçerli bir sebep bu da. Kişisel zevklerimizi bir kenara bırakırsak bu tarzıyla solo çalışmalarında The Longpigs zamanlarındaki başarısını katladığını söyleyebiliriz.
Böyle iki tezat vokale sahip The Longpigs’in kimyasına alkol ve uyuşturucu da girdiğinde ise uzun süre beraber takılamayacakları sonucuna ulaşmak zor olmaz. İstisnasız tüm elemanları bu problemlerle uğraştığı için prova yapmak bile çoğu zaman çileye dönüşüyormuş. Ellerinde iki albüm, omuzlarında Radiohead ve Suede ön grupluğu apoletleriyle, son konserlerinde sahnede anlaşamadıkları için birkaç şarkı çalabilip dağıldılar. Bu dönemleri Hawley hayatının en zor dönemleri olarak nitelendiriyor.
Ancak takdir edersiniz ki hikayenin devam etmesi ve mutlu sonla bitmesi gerek. Durum böyle olunca da bir meleğe ihtiyaç var tabi, biz öyle öğrendik. Hawley’nin meleğinin adı aslında hepimizin bildiği Pulp solisti Jarvis Cocker. Sheffield’dan çocukluk arkadaşı Hawley’nin kötü durumunun farkına varıp ona yardım elini uzatıyor bu dönemde Jarvis. Ayrıca adı geçen dönem öyle bir dönem ki Pulp yıllarca beklediği patlamayı yapıyor ve This Is Hardcore albümünü yayınlıyor. Harvey de dünya turnesinde eşlik etmek üzere Pulp’a katılıp Jarvis’in de iknaları ile alkol ve uyuşturucu tedavisi görüyor. Hemen hemen her röportajında Jarvis’in hayatını kurtardığını söyleyerek minnetlerini sunuyor Richard Hawley.
Tabii hkayenin yavaş yavaş daha da iyiye gitmesi gerek, bir başarı öyküsü anlatıyoruz. 2000 yılında kendi adını taşıyan solo albümünü yayınlıyor Richard Hawley. Bu bir nevi bataktan çıkmanın ilk göstergesi. Daha sonra sırasıyla Last Night Final (2002) ve Lowedges (2003)’i de yayınlayarak kötü günleri geride bırakıyor. İlk iki albümü çok ses getirmese de Lowedges ile en azından varlığından haberdar ediyor insanları. Bu yıllarda Sheffield’a dönüp sakin, sessiz evinde alkol dozu iyi ayarlanmış yaşamını ve albümlerindeki Jarvis Cocker imzalarını göz ardı etmemek gerek.
Yıl 2005 olduğunda ise artık en yukarı çıkmanın vakti geliyor hikayenin gelişiminde. Bu kısım artık hepimizin gayet iyi bildiği bir seyir zaten. Evinde incecik, samimi, duygusal, sessizce ağlayan melodilerle kötü günlerinden kurtulan Hawley’nin sesini Coles Corner albümü ile bütün dünya duyuyor ve 2006 Mercury Prize’ın adaylarından biri olmayı başarıyor. Ödülü hemşehrileri Arctic Monkeys’e kaptırmasıysa o kadar önemli bir sorun değil zaten. Albüm kapağına “Her şehirde insanların buluştuğu özel bir yer vardır. Sheffield’da bu yer Coles Corner’dır” yazıp elinde çiçeklerle o köşede verdiği kapak pozu ile de şarkılarının samimiyetini tam olarak tamamlamış bu albümde.
Onu hiç dinlememiş birisi için müzik kariyerine bakarak solo albümlerinin nasıl olabileceğiyle ilgili bir tahminde bulunmak imkansız gibi. Bir brit-pop gitaristinin, Bernard Butler (ex-Suede) ve Graham Coxon (ex-Blur) gibi benzerlerinin solo albümlerinden tamamen farklı şekilde gitar sololarından, hızlı tempolardan uzak, orkestrasyon şarkılarını dinlemek onun müziğe bakış açısının zamanla nasıl değiştiğini gösteriyor bize. “Vay be gitaristlerinde bile ne biçim ses varmış” diyerek The Longpigs için üzülmekse tamamen kişisel bir mesele.
Hikayenin şimdilik son bölümüne geldik. Sırada yeni albümü var çünkü. Lady’s Bridge ağustos ayı sonunda yayınlandı ve İngiltere’de 6 numaradan listelere girdi. Müziğinde herhangi bir değişiklik söz konusu değil. Coles Corner’da bıraktığı yerden kendinin ve yakın çevresinin hikayelerini anlatmaya devam ediyor. Biraz yüzsüzlükle bir devam albümü bile diyebiliriz sanırım. Tıpkı Coles Corner’da olduğu gibi bu albüm de ismini Sheffield’dan, şehir merkezindeki bir köprüden alıyor. Açılış şarkısı Valentine ve Serious ile Frank Sinatra (The Longpigs’in Frank Sonata şarkısını tavsiye ederek geçelim burayı), Dark Road ve I’m Looking For Someone To Find Me ile de The Smiths tadlarını almak son derece hoşlandığımız durumlar.
Richard Hawley sürpriz yapıp hikayenin sonuna bir mucize daha ekler mi bilemeyiz ama takip etmeye devam edeceğimiz kesin. Hikaye devam ediyor ve izleyici neyle karşılaşabileceği konusunda hiçbir fikre sahip değil.
Yazı: Serdar NARTOP
İllüstrasyon: Eren ARAPÇI
Perşembe, Kasım 22, 2007
Sons And Daughters - Darling (New Single)
Yeni grup falan filan diye girmedim Sons And Daughters konusuna. İsimleri geçsin istedim buralarda. Bernard Butler Gilt Complex singlelarının prodüktörlüğünü yapmıştı. 2 albümleri var "Love the Cup" ve "The Repulsion Box" isimli. İkisinin de tamamını dinlemedim. Myspacelerinde indie&alternative olarak sınıflamışlar müziklerini İskoç arkadaşlar. Gayet hoş benim hoşuma gidiyorlar ama vokal bazen sorunum olup çıkıveriyor. Neyse. Asıl amacımıza gelelim ki yeni single yayınlamışlar "Darling" isimli. Amaç bunu paylaşmak aslen. Buyurun.Sons And Daughters - Darling
Sons And Daughters - Gilt Complex
Our Dark Horse
Spiritualized'a bakınırken bişey dikkatimi çekti. Myspacelerinde arkadaş listelerinde ilk sırada bu gruba rastladım. İlgimi çekti. Mesela last.fmde pek tanınmıyorlar. Hani pek tanınmayan şeyleri nasıl olsa kimse bilmiyor diye yüceltip bilmişlik taslama hali var ya, işte tam onun için uygun bir grup aslında. Nasıl gözden kaçırılmış da kimse görmemiş anlamadım. Bu konu kötü yerlere gider, ben gereğinden fazla patlarım, konu grup tanıtımından çıkar insanlara çemkirmeye dönüşür, susayım en iyisi. Sevecek insanlar vardır. Experimental tam olarak. Amerikalı arkadaşlar. Renkleri hoşuma gitti. Ama oturup da dinleyemem. Sıkılıyorum bir süre sonra experimentaldan. Tanıtım falan yok. Yeter bu kadar. Araştırasım yok. Spiritualized'ın hatırına işte. Buyurun bakın dilerseniz. Sinirlendim.our dark horse myspace
our dark horse - new demo
our dark horse - so thank you for that
Spiritualized da dönüyor
Pazartesi, Kasım 19, 2007
The Killers - Sawdust

Daha Sam's Town'u sindiremeden The Killers toplama albümü Sawdust'ı yayınladı. Tarih 13 Kasım. Ben beklemiyordum, sürpriz oldu. Pek sevmiyorum ama neyse. Sevinmedim. Bir an önce şu mesajla işim bitsin istiyorum bi de. Off çok zor geldi yazmak.
Lou Reed'le düet yeni beste The Killers - Tranquilize
When You Were Young single'ı The Killers - All The Pretty Faces
Joy Division coverı The Killers - Shadowplay
Dire Straits coverı The Killers - Romeo and Juliet
Edit: Şu uyduruk mesaj elbo.ws'da patlamış. Oradan gelen ziyaretçi sayısını görseniz dudağınız uçuklar. Çok komik çok saçma.
Blackbud yeni
Blackbud'dan yeni şarkılar var. Albümle ilgili bir haber duymadım görmedim. Ama yakındır. Love Comes So Easy çok hoşuma gitti özellikle. Kanayan kalp de güzel. O da hoşuma gitti. Blackbud'la ilgili çok şey hoşuma gidiyor. Geçen gün myspacete solistleri Joe Taylor mesajıma da cevap verdi. Ne konuşuyoruz kimseyi ilgilendirmez tabi. Buyurun;
Blackbud - Love Comes So Easy
Blackbud - Arms Empty
Blackbud - Different Shades
Çarşamba, Kasım 14, 2007
Rufus, İstanbul, Nisan?
Salı, Kasım 06, 2007
Elle Milano
Gezinirken rastladım. Henüz albümleri yokmuş. İngilizler. Bir EP ve bir singleları var. Single "My Brother, The Astronaut" daha dün yayınlanmış. Singledaki iki şarkı My Brother, the Astronaut ve Good People Go to Heaven'dan pek hoşlanmadım aslında. Ama EPdeki Men are Bastards güzel geldi baya. Dinleyin isterseniz. Amphetamine Skyrocket de fena değil bence. Bilmiyorum. Belki de fazla hareketlidirler.
www.myspace.com/ellemilano
The Dodgems
Sheffield'dan bir grup arkadaş. Ash ilk defa bir işe yaradı. Ash'in alt grupluğunu yaptıkları konserde ablam tarafından pek bir beğenilmişler, bize de araştırmak düştü. Sheffield'ın havasından suyundan Arctic Monkeys'inden bir hayli faydalanmışlar pek de iyi yapmışlar. Albümleri "Candlewax" ekim ayı sonunda yayınlanmış ve ciddi bir mp3 bulma problemiyle karşı karşıyayız henüz. Evet bu lafa dikkat; HENÜZ. Yakında isimlerini daha sık duymaya hazır olalım. Birinci ağızdan aldığım bilgilere göre sahne performansları çok iyiymiş. Fotoğrafları da elime geçince buraya koyucam. Şöyle bir dinlemeye başlayın isterseniz.Candlewax
www.myspace.com/thedodgems
Bant - Kasım - Richard Hawley

Bant dergisinin bu ayki sayısına bir tane yazı verdim. Konum Richard Hawley'di. Ay sonuna doğru yazıyı buraya da koyarım. Sadece bikaç şey söyleyeyim istedim yazıyı dergide okuduktan sonra.
İlk başta gerçek ismimle yayınlanması mutlu etti ki tabii ki öyle de olması gerekiyordu. Hep serdarcharliebrown denmesi sinir ediyor beni çünkü. Googlea serdarcharliebrown yazınca bir ton şey çıkıyor ama ismimi yazınca sadece okulla ilgili şeyler çıkıyor. Sinir bozucu. Yazıyla ilgili aslında diyebilirim ki; Özür dilerim. Sanki koca Bant dergisini ve Richard Hawley'i kendi kişisel zevklerim için kullandım gibi hissediyorum çünkü. Yazı rezalet değil tabii ki. Öyle olsa yayınlamazlar zaten. Hatta beğenenler olmuş. Tepkiler gelmeye başladı.
Konu olarak Richard Hawley'i seçmemdeki tek sebep son zamanlarda çok fazla The Longpigs dinliyor olmam ve insanların onlardan bihaber olmasına sinir olmamdı. Bir şekilde biyerlerde "The Longpigs" diye bağırmam gerekiyor gibi hissettim ve sanırım iyi biyer de buldum bunun için. Crispin Hunt'ın vokalini anlatmam gerekiyordu insanlara ve yaptım da. Bu kadarla da kalmadım ama. Utanıyorum. Karakteristik bir serdarcharliebrown yazısının ilk kuralı; yazının bir yerinde mutlaka Bernard Butler ismi geçsin. Yine yaptım. Sanırım yine yapıcam. Öyle işte.


