rehber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rehber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Nisan 27, 2008

Dolaşmak

25 Nisan Cuma. Can sıkıntısıyla yol boyu kağıda düşülen notlardan derleme.

Sabah evden çıkmadan önce bütün gün huysuz olmaya kendi kendime söz verdim. Kaşlarımı çattım, suratımı buruşturup çıktım dışarı. Kırtasiyede gayet ılımlıydım. Kırtasiyede ne kadar huysuz olabilirsin ki. Soğukmuş hava. Kafama kapşonumu da geçireyim, saçlarımı düzeltmeyi unuttum çıkarken. Açım.
Bu otobüse binmeyeyim. Bidahakinde de oturacak yer vardır...Oh varmış.
Kargo - Yanımda sen olmayınca. Bütün gün çekmece çekmece dolaşıcam. 15dk varmış vapura. Bir sososli yiyeyim. Hmmm...
Akbil butonunu ıskaladım. Gece hiç uyumadım ki, gözüm doğru düzgün görmüyor. Kapşonumu takayım. Gözlerimin morluğu görünmesin. Biri şu Klaxons'u susturabilir mi? Kalem bile elimde durmuyor.
Çok halsizim uykum var. Married with kids.
İnsanların suratına böyle şiş gözlerle dik dik bakmaya devam edersem bugün dayak yerim. Uykusuz okuyayım.
Sakızım kalmamış. Şu büfeden alayım...Pfff kim gidecek oraya kadar boşver.
Vapur iskeleye çarpınca herkesin sallanması ne komik. Sakız alayım.
Chewy meyve bahçesi. Çirkinmiş.
Soru: Bozuk para çıkmayınca tam parayı utana sıkıla vermek mi daha iğrenç yoksa para üstü olarak bir tomar bozukluk almak mı?
Kızın şeffaf çantası var. İçinde ne var ne yok görünüyor. İğrenç.
Supergrass süper bir grup.
4 kişi karşılıklı oturuyorlar. Tramvayda. 2si kız 2si erkek. Kızların ikisi de kitap okuyor, erkeklerin ikisi de kızları seyrediyor. Bu anları yakalamaya bayılıyorum. Yer de Gülhane Parkı önü. Acaba ceviz ağacı olmanın mantığı da böyle anları yakalamak mı? Kızlardan birisi o şeffaf çantalı kız.... Boys&Girls başladı. Beyazıt durağındaki kız ayağını Boys&Girls ritminde sallıyor.
The Longpigs - Lost Myself. Bu anda tramvayda oturacak yer buldum. "I have lost myself I cannot sleep". Geç kaldım belediyeye.
Su içince ağızdaki sakızın sertleşmesi iğrenç.
Bodysnatchers'ın 3.dksından sonraki gitar yükselişi muhteşem. Öğle tatili. Geç kaldım.
Yine o üst geçit.
Bigün inat eden bir japon olursa tüm hayatımın kamera kayıtlarına ulaşabilir. Her adımda kamerasına çeken bir japon görüyorum. Küçükçekmece Belediyesi'nde çekim yapmak için benim gittiğim günü mü beklediniz? Japonya'nın en ünlü adamı olmama çok az kaldı. Sadece farketmeleri gerek.
Belediyede sandalyede uyuyakalmak.
Esniyorum, esneyince gözlerim yaşarıyor, gözlerim yaşarınca burnum akıyor. Sonuç: Uykum varsa burnum akar.
Memuru beklerken kafayı duvara dayayıp uyuyakalmak.
Tespit: "Uykusuzlukta herşey değerini kaybeder"; Birine çarparsın, dönüp özür dilemek gereksiz gelir, ufak bir çarpma, ne olur ki. Dik yürümek neden ki, nasıl olsa çevredeki kimse beni görmüyor şu anda. vs.
Bu kuleyi klibe sokmak nasıl bir mantık? Altı üstü Büyükçekmece işte.

Aklımdan bunlar geçerken sırasıyla bunlar çalıyordu;
Four Tet - Joy
Spiritualized - Ladies and Gentlemen We Are Floating in Space
Kargo - Yanımda Sen Olmayınca
Radiohead - Airbag
Rufus Wainwright - Cigarettes and Chocolate Milk
Klaxons - Golden Skans
Strangelove - Married with Kids
The Verve - Star Sail
Supergrass - Diamond Hoo Ha Man
Strangelove - Living With the Human Machines
The Tears - Refugees
Blur - Girls & Boys
The Longpigs - Lost Myself
Blur - She's So High
Ed Harcourt - The Stom Is Coming
Morrissey - I Will see You In Far Off Places
The Longpigs - Frank Sonata
McAlmont & Butler - The Theme From McAlmont & Butler
Radiohead - Down Is The New Up
Graham Coxon - I Can't Look At Your Skin
Radiohead - Bodysnatchers
Ian Brown - Time Is My Everything
Travis - The Fear
The Tears - Autograph
Booth And The Bad Angel - Dance of the Bad Angels
The Longpigs - Blue Skies
Jarvis Cocker - Don't Let Him Waste Your Time
James - How Was It For You
James - Waterfall
Elbow - Grounds For Divorce
The The - Dogs Of Lust
The Strokes - Heart In A Cage
Thom Yorke - The Clock
The Charlatans - A Day For Letting Go
Jens Lekman - The Opposite of Hallelujah
The Verve - On Your Own
Arid - Words
The Notwist - Gravity
The Long Blondes - Round The Hairpin
Cajun Dance Party - Buttercups
Gorillaz - Tomorrow Comes Today
Travis - Happy to Hang Around
Mew - Snow Brigade

Salı, Ağustos 08, 2006

iyi davranmak (rehber bölüm 3)

Image Hosted by ImageShack.us

otostopçunun galaksi rehberi 2. kitap evrenin sonundaki restoran bölüm 29'dan alıntıdır.(uzun ama ilginç. tanrıyla ilgili)

"Lombar ağzı açıldı ve üç şekil belirdi, yüzlerini yağmurdan korumak için iki büklüm duruyorlardı.
“Orada mı?” diye bağırdı Trillian, yağmurun sesini bastırarak.
“Evet” dedi Zarniwoop.
“Şu barakada mı?”
“Evet.”
“Tuhaf” dedi Zaphod.
“Ama burası ıssızlığın ortası” dedi Trillian, “yanlış bir yere gelmiş olmalıyız. Evrene bir barakadan hükmedilemez ki.”
Boşanan yağmurun altında koşturarak ilerlediler ve sırılsıklam bir halde kapıya vardılar. Kapıyı çaldılar. Titreyerek beklediler.
Kapı açıldı.
“Buyrun?” dedi adam.
“Şey, özür dilerim” dedi Zarniwoop, “eğer elimdeki veriler yanlış değilse...”
“Evrene sen mi hükmediyorsun?” dedi Zaphod.
Adam ona gülümsedi.
“Bunu yapmamaya gayret ediyorum” dedi. “Islandınız mı?”
Zaphod şaşkınlık içinde ona bakakaldı.
“Islanmak mı?” diye haykırdı. “Islanmış gibi görünmüyor muyuz?”
“Bana göründüğü kadarıyla tamamen ıslanmışsınız” dedi adam, “ama sizin bu konuda hissettikleriniz tamamen farklı olabilir. Eğer sıcağın sizi kurutacağını düşünüyorsanız, içeri girseniz iyi olur.”
Hep birlikte içeri girdiler.
Minik baraka etraflarına bakındılar. Zarniwoop hafif bir hoşnutsuzlukla, Trillian ilgiyle, Zaphod hayranlıkla bakıyordu.
“Hey, eee...” dedi Zaphod, “adın neydi?”
adam onlara tereddütle baktı.
“Bilmiyorum. Niye bir adım olması gerektiğini düşünüyorsunuz? Bir demet belirsiz duyusal algılamaya bir isim vermek bana oldukça tuhaf geliyor.”
Trillian’ı koltuğuna oturmaya davet etti. Kendisi de koltuğun koluna oturdu, Zarniwoop kaskatı bir halde masaya yaslandı, Zaphod’sa döşeğe uzandı.
“Heeyt!” dedi Zaphod. “Kralın tahtı!” Kediyi gıdıkladı.
“Dinleyin” dedi Zarniwoop, “size bazı sorular sormam gerek.”
“Pekâla” dedi adam nazik bir tavırla, “isterseniz kedime şarkı söyleyebilirsiniz.”
“Bunu sever mi?” diye sordu Zaphod.
“Ona sorsan daha iyi olur” dedi adam.
“Konuşuyor mu?” dedi Zaphod.
“Konuştuğunu hiç hatırlamıyorum” dedi adam, “ama belleğim güvenilir değildir.”
Zarniwoop cebinden bir takım notlar çıkardı.
“Şimdi” dedi, “Evrene sizin hükmettiğiniz doğru, değil mi?
“bunu nasıl bilebilirim?” dedi adam.
Zarniwoop kağıtta bir yeri işaretledi.
“Ne kadar zamandır bu işi yapıyorsunuz?”
“Şey” dedi adam, “bu, geçmişle ilgili bir soru, değil mi?”
Zarniwoop kafası karışmış bir şekilde baktı. Beklediği durum tam olarak bu sayılmazdı.
“Evet” dedi.
“Geçmişin, benim şu anki fiziksel duyularımla zihinsel durumum arasındaki uyumsuzluğu gidermek üzere tasarlanmış bir düzmece olmadığını” dedi adam, “ nasıl bilebilirim ki?”
Zarniwoop ona bakakaldı. Sırılsıklam giysilerinden buharlar yükselmeye başlamıştı.
“Yani bütün soruları böyle mi cevaplıyorsunuz?” dedi.
Adam çabucak cevap verdi.
“İnsanların konuştuklarını duyduğumu sandığımda aklıma gelenleri söylerim. Daha fazlası elimden gelmez.”
Zaphod neşeyle bir kahkaha attı.
“İşte buna içerim” dedi ve ortaya çıkardığı Janx şişesinden bir yudum aldı. Ayağa fırladı ve şişeyi Evrenin hükümdarına uzattı, o da memnuniyetle kabul etti.
“Bu sizin için iyi bir şey, yüce hükümdar” dedi, “içinden geçeni söylemeli insan.”
“Hayır, beni dinleyin” dedi Zarniwoop, “birileri size geliyor, öyle değil m? Gemilerle...”
“Sanırım geliyorlar” dedi adam. Şişeyi Trillian’a uzattı.
“Ve sizden kendileri adına” dedi Zarniwoop, “kararlar vermenizi istemiyorlar mı? Yaşamlarıyla ilgili, dünyalarıyla ilgili, savaşlarla ilgili, orada Evrende olup biten her şeyle ilgili?”
“Orada mı?” dedi adam. “Orası neresi?”
“Orada!” dedi Zarniwoop, kapıyı işaret ederek.
“Orada bir şey olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz?” dedi adam kibarca. “Kapı kapalı.”
Yağmur çatıyı dövmeye devam ediyordu. Barakanın içi sıcaktı.
“Ama orada koca bir Evren olduğunu biliyorsunuz!” diye haykırdı Zarniwoop. “Var olmadıklarını söyleyerek sorumluluktan kaçamazsınız!”
Zarniwoop öfke içinde titrerken evrenin hükümdarı uzun bir süre düşündü.
“Siz gerçekten çok eminsiniz” dedi en sonunda, “Evreni –eğer öyle bir şey varsa tabii- garanti varmış gibi kabul eden birinin düşüncelerine güvenemem.”
Zarniwoop hala titriyordu, ama susmuştu.
“Ben yalnızca kendi Evrenimle ilgili karar veririm” deye sakince devam etti adam. “Benim Evrenim gözlerim ve kulaklarımdır. Bunun dışında her şey söylentidir.”
“Ama hiçbir şeye inanmaz mısınız?”
Adam omuzlarını silkti ve kedisini kucağına aldı.
“Ne demek istediğinizi anlamıyorum” dedi.
“Bu barakada aldığınız kararların milyonlarca kişinin yaşamını ve kaderini etkilediğini anlamıyor musunuz? Bunların hepsi korkunç bir şekilde yanlış!”
“Bilmiyorum. Bahsettiğin bütün bu kişilerle hiç karşılaşmadım. Senin de karşılaştığından şüpheliyim. Onlar yalnızca duyduğumuz kelimelerde var oluyorlar. Başkalarına ne olduğunu bildiğini söylemek, saçmalıktan başka şey değil. Var olup olmadıklarını yalnızca onlar bilir. Onların da kendi gözleri ve kulaklarından oluşan kendi evrenleri var.”
Trillian lafa karışarak dedi ki:
“Sanırım ben biraz dışarı çıkıp hava almak istiyorum.”
dışarı çıkarak yağmurda yürümeye başladı.
“Başkalarının var olduğuna inanıyor musunuz?” diye Zarniwoop üsteledi.
“Hiçbir fikrim yok. Nasıl söyleyebilirim ki?”
“Trillian’ın nesi olduğuna baksam iyi olacak” dedi Zaphod ve dışarı süzüldü.
Dışarıda, ona şöyle dedi:
“Bence evren oldukça emin ellerde, ne dersin?”
“Çok emin ellerde” dedi Trillian. Yağmurda birlikte yürümeye başladılar.
İçeride Zarniwoop devam ediyordu.

“Ama anlamıyor musunuz, millet sizin bir sözünüzle ölüyor ya da yaşamaya devam ediyor?”
evrenin hükümdarı bekleyebildiği kadar uzun bir süre bekledi. Geminin motorlarının çalıştığını belirten hafif sesi işittiğinde onu bastırmak için konuştu.
“O işin benimle bir ilgisi yok” dedi “ben kimseye karışmıyorum. Tanrı bilir ki, zalim biri değilim ben.”
“Hah!” diye bağırdı, Zarniwoop, “işte ‘Tanrı’ diyorsunuz. Sen de bir şeylere inanıyorsun!”
“Kedim” dedi adam şefkatli bir sesle, onu kucağına alıp okşadı, “ben ona Tanrı derim. Ona her zaman iyi davranırım.”
“Pekâlâ” dedi Zarniwoop, iddiasını sürdürerek, “onun varlığından nasıl emin olabiliyorsun? Onun sizin ona iyi davrandığınızı bildiğini ya da sizin iyiliğinizle ilgili olarak onun ne hissettiğini nasıl biliyorsunuz?”
“Bilemem” dedi adam gülümseyerek, “hiçbir fikrim yok. Yalnızca kedi gibi gözüken bir şeye, belirli bir tarzda davranmak beni mutlu ediyor. Sizin farklı bir davranış tarzınız mı var? Rica ederim, sanırım biraz yoruldum.”
Zarniwoop hiç tatmin olmadığını belirten bir soluk verdi ve etrafına bakındı.

Cumartesi, Ağustos 05, 2006

south park 10 sezonun tamamı

böyle bişey daha önce görmemiştik. ilk seyrettiğim bölümünde stan'in balığı cinayetler işliyordu. ondan sonra da bi daha hiç kaçırmadım. uzun uzun yazmak istiyorum ama şu anda yapabileceğimi sanmıyorum. sadece anlık bir işe yarama durumuyla south park'ı geçiştireyim. 10 sezonun tüm bölümlerini izleyebileceğiniz bir link vericem şimdilik sadece.
south park-10 sezon

cnbce.com'da komik bir test vardı. onu da copy/paste edeyim ki belki biraz eğlendirir. canınızı sıkmak istemem.

HANGİ SOUTH PARK KARAKTERİSİNİZ?

Hiç tanımadığımız zengin bir çocuğu çok fena dövülmüş, ama hiçbir şeyi çalınmamış bir şekilde kaldırımda yatarken görürseniz ne yaparsınız?
a. Bu bir tuzak olabilir ve ben tehlikelerden korkarım. Hiç durmadan yürümeye devam ederim.
b. Sahip olduğu her şeyini alırım. Bağırıp yardım isteyecek olursa da tekmeyi basarım.
c. Korkudan titrer ve olabildiğince hızlı şekilde oradan kaçarım.
d. Her şeyin yoluna gireceğini söyler ve ‘tensel temasla’ ona destek olurum.
e. Ona sakin olmasını söyler ve hemen yardım bulmaya çalışırım.
f. Acısını dindirmek için ona şarkılar söylerim.
g. Ayağa kalkmasına yardım edip onu evime götürür ve yaralarını sararım.
h. Onu arabama atar ve hastaneye götürürüm.
i. Yanında durup, acınası halini meraklı gözlerle izledikten sonra arkamı dönüp giderim.


SONUÇLAR:

a. Butters, b. Eric Cartman, c. Tweek, d. Big Gay Al, e. Stan Marsh, f. Mr. Hankey the Christmas Poo, g. Kyle Broflovski, h. Chef, i. Kenny McCormick

Çarşamba, Ağustos 02, 2006

düşmanını tanı (rehber bölüm 2)

her şeyin sonunu düşünmek belki kötü bir şey. konumuz hayat ve şu anki bilgilerimiz, ölümün ne olduğunu bilmediğimiz için bu sonun ölüm olduğunu gösteriyor. iyi son/kötü son. konumuz bununla ilgili.
aşağıdaki yazı yeliz sancaktaroğlu'nun bir dergideki yazısından alıntıdır. bazı eklemeler hariç tabi ki.

LSD (lysergic acid diethylamide) : almanya'da ilaç firmasında çalışan albert hooman tarafından bulunmuş ve denenmiş. 40 dakika içeriside garip duygulara kapılmış. görmesinde ve düşüncelerinde içerisinden çıkılması kolay olmayan gariplikler meydana geldi. acid kullanımı çok değişik tepkilere sebep olabiliyor. eğlendiip güldürebiliyor veya paranoyak yapabiliyor. kısacası beynin algılara karşı değişik tepkiler vermesini sağlıyor. vücuda terle veya emilerek geçirilen lsd, kullanımı durdurulduktan sonra bile insan üzerinde etkisini devam ettiren bir madde. ilaç tekrar alımışcasına halüsinasyon görülebiliyor, durup dururken kısa süre için de olsa flash back hadisesi yaşanıyor. zararları beyin hücrelerinin ölmesi ve bu hücrelerin asla yenilenememesi. olayın delirium (halüsinasyonlar) ve şizofreniye kadar yolu var.
sonuç: acı çekerek ölüm.

HİNT KENEVİRİ: insanların binlerce yıldır yetiştirdiği, yediği ya da içtiği madde. almanya ve amerika'da ekimi uzun süredir yasak. kolay yetişen bu bitki izolasyon malzemesi olarak kullanılıyor. hint keneviri dopamin adı verilen ve kas hareketlerini denetleyn hormonu etkiliyor. içenlerin kimisi gülüp şakalaşıyor, kimisi huzursuzluk ve sıkıntı duyuyor. çok fazla ve sık kullananların hayata bakış açısı değişiyor, hırs kaybı, yaşama sevincinden uzaklaşma, insanlardan kaçma gibi etkileri oluyor. en kolay içimi tütünle birlikte sigara gibi olup kısa zamanda başınıza bela oluyor.
sonuç: acı çekerek ölüm.

ECSTASY: içinde bulunan madde %100 ketamin. 20. yüzyıla damgasını vurmuş olmasına rağmen, ecstasy'nin beyin üzerindeki zararları tam olarak bilinmemekte. ama ne şekilde alınırsa alınsın, beynin asal hormonları olan seratonin ve dopamin'in salgılandığı merkezlere tesir ederek, kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor. adı geçen iki hormonun da görevleri arasında vücut ısısını ayrlama olduğundan, ecstasy kullanıcıları, vücut ısılarının artmasıyla ilgili problemler yaşıyorlar. diğer etkileri, geçici bir süre toplum içinde kendini iyi hissetme, harketlilik ve enerji. kullanıldıktan ve etkisi geçtikten sonra vücutta aşırı yorgunluk yapan ecstasy, eğer kullananda bilinmeyen bir hastalık varsa, ölüme kadar giden sonuçlara yol açabiliyor. depresyon, huzursuzluk, hayattan zevk almama gibi yan etkiler görülüyor. uzun süre kullanım neticesinde beyin seratonin hormonunu üretemez hale geliyor.
sonuç: acı çekerek ölüm.


EROİN: en büyük illet. az sayıda kullanımla bağımlısı olunan ve kurtulmanın çok zor olduğu bu madde sinir sistemine etki ediyor ve acıları yok ediyor. fakat bırakıldıktan sonra insanın en ufak bir acıya tahammülü kalmıyor. üstelik bağımlı kişi tedaviye kolay kolay cevap vermiyor. eroin öldürücü etkiye sahip ve pahalı.öldürücü doz kişiden kişiye değişiyor.
sonuç: acı çekerek ölüm.


SPEED: amfetamin sülfat ve kafein içeren oldukça etkili ve tehlikeli bir karışım. genelde amfetaminlerin tümüne bu ad veriliyor. etkileri beyin üzerinde. aşırı kullanımda kullanıcının kendine zarar vermesi doğal bir durum. maddeyi kullanan kişi yerinde duramıyor ve en ufak uyarımlara karşı sert tepkiler verebiliyor.
sonuç: acı çekerek ölüm.

KOKAİN: kalp hastalıklarına, iş dökülmelerine, huzursuzluklara neden olabiliyor. burna çekilerek alınıyor. kişinin kendini iyi ve aktif hissetmesini sağlıyor. 20 dakika kadar. vücutta adrenalin, asetilkolin ve seratonin hormonlarının düzeylerini aniden arttırıyor. alkolle birlikte alındığında (-ki ortam gereği bu doğal) vücuda daha zararlı hale geliyor. bir süre sonra parkinson hastalığına sebep oluyor.
sonuç: acı çekerek ölüm.


eğer bigün "aman nasıl olsa ölmeyecek miyim" diyen birisiyle karşılaşırsanız camdan atlamasını tavsiye edin. uçmanın gerçek anlamını anlayacağını söyleyin. acılarından kurtulmak istediğini söyleyenlerden de kocaman bir ısırık alın (lokmayı yutmayın, alışkanlık yapabilir) gerçek acıyı görsün. emin olun eğlenceli dakikalar geçireceksiniz.


Pazartesi, Temmuz 31, 2006

radiohead - the hitchhiker's guide to the galaxy - paranoid android üçgeni

Image Hosted by ImageShack.us

marvin the paranoid android. douglas adams 'ın 5+1 kitaplık dizisi the hitchhikers guide to the galaxy 'de sirius sibernetik şirketi tarafından üretilen ilk gerçek insan kişiliğine sahip robotun adı. radiohead'in paranoid android'i neredeyse tamamen bu kitap üzerine kurulu. pek çok söz kitaptan alınma. şimdilik sadece şarkı sözlerini konuşucaz. marvin incelemesi daha sonra. hatta bir ara klibi de konuşucaz.


  • "please could you stop the noise, i'm trying to get some rest" (lütfen şu sesi keser misiniz, dinlenmeye çalışıyorum) arthur dent'in gürültülere uyanması sonrası ettiği cümledir.
  • "i may be paranoid, but not an android" (paranoyak olabilirim ama android değilim) marvin'in ruh hali. insan kişiliğine sahip olduğu ve diğer robotlar gibi olmadığı için kendisini robot olarak kabul etmez.
  • "when i am king, you will be first against the wall" (ben kral olduğumda ilk kurşuna dizilecek kişi sensin) otostopçunun galaksi rehberinde sirius sibernetik şirketi için kullanılan tabir budur.
  • "ambition makes you look pretty ugly" (hırs çok çirkin gösteriyor seni) galaksi başkanı zaphod beeblebrox'un Magrathea gezegenini yağmalamak istediğini söylediğinde ford prefect tarafından sarfedilen cümle.
  • "why don't you remember my name?" (neden hatırlamıyorsun adımı?) zaphod'un arthur dent'in adını sürekli olarak unutup ona dünyalı yada maymun adam demesinden sıkılan arthur'un kelimeleri."off with his head man, i guess he does" (kesin şunun kafasını, sanırım hatırlıyor) de çift kafalı zaphod'un kafalarından birinin kesilmesiyle ilişkili.
  • "rain down, come on rain down on me, from a great height" (yağın üstüme, hadi yağın üstüme büyük bir yükseklikten) sonsuz ihtimalsizlik motorunun ürünü olarak birdenbire gökyüzünde beliren ispermeçet balinasının düşerken aslında yeryüzünün kendine geldiğini sanmasıyla ettiği laf.
  • "the panic" (paniğe kapılmak) otostopçunun galaksi rehberinin kapağında büyük harflerle "don't panic" yazar.
  • "god loves his children" (tanrı çocuklarını sever) "tanrının yarattıklarına son mesajı"nı okumak için çıkılan yolculuğa göndermedir. (paniğe kapılmayın. mesaj bu değil )

Salı, Temmuz 11, 2006

evrende yaşamanızı kolaylaştıracak bazı bilgiler (rehber bölüm 1)

Image Hosted by ImageShack.us

dougles adams'ın "otostopçunun galaksi rehberi" serisinin 2. kitabı "evrenin sonundaki restoran"ın 19.bölümünden alıntıdır.

Yüzölçümü: sonsuz
otostopçunun galaksi rehberi "sonsuz" sözcüğü için şu tanımı vermektedir. sonsuz: en büyük şeyden daha büyük olup biraz da fazlası olan. aslında bundan da büyük, şaşırtıcı bir muazzamlıkta, tam anlamıyla şok edici bir boyutta, gerçekten "oo, çok büyükmüş" dedirtecek bir zaman süreci. Sonsuzluk o kadar büyüktür ki, karşılaştırıldığında onun yanında büyüklüğün kendisi gerçekten minicik kalır.burada anlatmaya çalıştığımız kavram, dev gibi büyük çarpı dağ gibi muazzam çarpı şaşırtıcı derecede kocaman cinsinden bir şeydir.

İthalat: yok
Sonsuz bir alana herhangi bir şeyi ithal etmek olanaksızdır, çünkü ithal edilecek bir şeyin bulunup getirileceği bir dışarısı yoktur.

İhracat: yok
Bkz: ithalat.

Nüfus: yok
Sonsuz sayıda gezegen olduğu bilinmektedir, bunun en basit nedeni onların içine sığabileceği sonsuz genişlikte bir uzayın var olmasıdır. Bununla birlikte bu gezegenlerin hepsinde yerleşim yoktur ve bu da üzerinde yerleşim olan gezegen sayısının sınırlı olduğu anlamına gelir. Herhangi bir sonlu sayının sonsuz bir sayıya bölünmesinden elde edilecek sayı farkı önemsenmeyecek kadar sıfıra yakın bir sayıdır, o halde evrendeki bütün gezegenler dahil edildiğinde ortalama nüfusun sıfır olduğu söylenebilir. Bundan çıkarılacak sonuç, bütün evrennin nüfusunun sıfır olduğu ve zaman zaman karşılaşacağınız kişilerinse yalnızca hastalıklı beyinlerin hayal ürünleri olduğudur.

Sanat: yok
Sanatın işlevi doğaya ayna tutmaktır, ama basitçe söylenirse bunun için yeterli büyüklükte bir ayna mevcut değildir.

Seks: yok
Aslında para, ticaret, banka, sanat ya dabaşka şeylerin yokluğu yüzünden, evrenin var olmayan nüfusunu oyalayabilecek bir şey olarak bundan bolca bulunmaktadır. Bununla birlikte, şu anda bu konuyla ilgili uzun tartışmalara girmenin yeri değildir, çünkü bu konu gerçekten müthiş karmaşıktır. Daha fazla bilgi için bakınız: otostopçunun galaksi rehberi.