Çarşamba, Ağustos 30, 2006

badly drawn boy ve yeni albümü


yeni albüm haberleri gırla giderken ingilizlerin kötü çizilmiş çocuğu Damon Gough'da yeni albümünü hazırlamış. "Born in the U.K." 16 ekimde yayınlanıyor. albümün ilk singleı "Nothing's Going To Change Your Mind" ise 2 ekimde.

2000 yılında ilk albümü "the hour of bewilderbeast" ile mercury prize kazanmasıyla başladığı kariyerini 2002'de "about a boy" filminin soundtrackini yaparak sağlam temellere oturtmuştu. solo şarkıcı için çok da iyi sayılmayacak sesine rağmen yeteneğiyle bu açığını harika kapatıyor. saçı sakalı birbirine karışmış hırpani, bohem görüntüsü, kafasındaki beresi değişmeyen halleri ama john lennon, elliot smith, richard hawley gibi tatlı, duygulu, melankolik yer yer çocuk şarkısı gibi neşeli melodilerle görüntüsünü müziğine pek yansıtmıyor. o görüntünün altında iyi bir adam ve başarılı bir müzisyen var (keşke hep öyle olsa). onunla ilgili çok fazla söyleyeceğim bişeyim yok aslında. biografi olayına da pek girmek istemiyorum çünkü bu şekilde türkçe pek çok kaynak bulunabiliyor onunla ilgili. söylemek istediğim şey keşke dinlediğimizde onun gibi huzur veren yetenekli adamların sayısı artsa.

çıkacak olan albümün ilk hiti, albümün açılış şarkısı "Born in the U.K."ın klibi de hazır. buyurun izleyelim + dinleyelim.
bu dünya kimseye kalmaz.

Born In The UK

görelim blackbud'ı birazcık da


albümleri "from the sky" yayınlanalı 1 ay oluyor. artık yavaş yavaş isimleri de duyulmaya başladı. daha önce burada da linklerini verdiğim görüntüler dışında yeni olarak "heartbeat" videosu da yayınlanmaya başladı youtube'da. aslında biraz canım sıkıldı diyebilirim çünkü şarkıyı azıcık kırpmışlar. ama hiç farketmez, blackbud çok çok sağlam geliyor. buyurun izleyin.

Blackbud- Heartbeat

Salı, Ağustos 29, 2006

bölük pörçük manicler, birleşip de gelecekler.

Image Hosted by ImageShack.us

her daim müzikleri değil de gitaristleri Richey James Edwards'ın ortadan kaybolması ve "4 real" doğraması konusu daha fazla konuşulan manic street preachers'ın iyi bir dinleyicisi olduğumu söyleyemem. onlarla ilgili bişeyler anlatmaya kalksam yarım yamalak bişeyler çıkacak ortaya o yüzden hiç bulaşmamakta fayda var. ama bu ilgili haberlerini vermeme engel değil tabi ki.

solist James Dean Bradfield'in temmuz sonunda solo albümü "The Great Western"i yayınlaması grubun dağılma sinyali olarak gözükmedi. zira basçı Nicky Wire de 2006 başlarından beri solo albümü için uğraşıyordu ve ikisi de durumdan çok memnundu. Nicky Wire'in de albümü "I Killed The Zeitgeist"in de 25 eylülde yayınlanacağı açıklandı. ayrıca yeni manics albümünün de çalışmalarına başlanmış.

James Dean Bradfield'in myspacei ve Nicky Wire'in myspaceinden 3'er şarkılarını dinleyebilirsiniz deyip özellikle nick wire'in "the shining path"ine de dikkat çekeyim.

tabi bir bernard butler fanatiği olduğumu blogu okuyup da bilmeyen kalmamıştır. her konuya onu bulaştırabileceğimi biliyorsunuz. eh konu manics olunca youtube sağolsun daha önce bernard butler konusunda sunduğum bernard butler-manic street preachers düetlerini size hatırlatmadan geçmeye de hiç niyetim yok. The Holy Bible albümlerinin 3. singleı "she is suffering"de yer alan ikisi de bernard butler'lı "stay with me" ve suede şarkısı "the drowners" coverını da vereyim tam olsun. sizin için daha ne yapabilirim bilmiyorum.


Manic Street Preachers Featuring Bernard Butler - Stay With Me (live)

Manic Street Preachers Featuring Bernard Butler - The Drowners (suede cover, live)

albert hammond jr solo albüm


the strokes gitaristi albert hammond jr'ın solo albüm çıkartacağından daha önce shoutboxta bahsetmiştim. "yours to keep" isimli albümde yanında matt romano (davul) ve josh lattanzi (bas) var. zaten the strokes'un kankaları olarak anılan ben kweller, sean lennon ve adam green'in de albüme katkıları varmış. ayrıca The Strokes manageri ryan gentles ve solist julian casablancas onaylı ve destekli bir albüm. çıkış tarihi 9 ekim ama myspace yine her zamanki gibi biraz daha hızlı. üç şarkı için buyurun Albert Hammond Jr.'ın myspaceine.

bişey söylemeden edemem. gitarı çok komik tutmuyor mu bu adam sizce de?

Pazar, Ağustos 27, 2006

charlie brown (karakter tanıtımı)

bu yazının amacı eğlendirmek değildir. eğlenceli bir yazı da değildir.
işte charlie brown'un hikayesi 2 ekim 1950 yılında yayınlanmış bu bantla başlar:


Image Hosted by ImageShack.us

charlie brown peanuts'ın baş karakteridir. kocaman yuvarlak kel kafalı, üstünden hiç çıkarmadığı siyah zigzaklı sarı tişörtü dış görünüş özellikleridir. ama charlie brown'u charlie brown yapan ve anti-kahraman adıyla anılmasının nedeni bu özelliklerinden ziyade yaşına göre oldukça fazla olan psikolojik sorunlarıdır. asla sözünü geçiremediği bir köpeği (snoopy) vardır (ona köpek demek ne kadar doğrudur bilmiyorum). en yakın arkadaşı linus van pelt, charlie'nin asla olamayacağı kadar enteldir. kardeşi sally brown her tartışmalarında üste çıkabilecek kadar konuşkandır. linus'ın ablası lucy van pelt her fırsatta charlie'yle dalga geçer, charlie'nin hatırlamak bile istemediği gerçekleri yüzüne vurarak onu yıpratır. futbol topuna vurmasına asla izin vermez. ne bahtsızlık ki charlie lucy'yi psikolojik danışman olarak seçmiştir.

ilk kez televizyonda maç seyrederken gördüğü kizil saçli küçük kıza aşık olmuştur. cesaretini toplayıp bunu ona söylediği gün malesef okulun son günüdür ve cevap almak için uzun süre beklemesi gerekmektedir. tanıdığı insanlar arasında en erkek fatma karakteri peppermint patty kendisine erkek arkadaşı gibi davranır. charlie bu durumdan rahatsızdır. ama bilir ki kendisine olsa olsa sadece bu tür birisi aşık olabilir (patty'nin gözlüklü arkadaşı marcie dışında.ama charlie bunu asla bilemeyecektir). bir ara bir kız arkadaşı olmuştur ama farklı şehirlerde yaşadıkları için truffles ile yalnızca bir defa görüşebilmiştir.
Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us
---snoopy--------linus----------sally----------lucy-----------patty----
Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us
----marcy-------truffles--- (rerun, schroeder, woodstock, pigpen gibi karakterlerle daha sonra "peanuts" konusunda ilgileneceğim)

charlie'nin sorunları sadece bunlar değildir. okulda öğretmeniyle arası iyi değildir. cevabını bilmediği bir soru sorulduğunda yanakları pembeleşir, eli ayağı birbirine dolanır. sakardır. baseball takımının coachu ve atıcısıdır. ama hiç sayı yapamamıştır ve henüz maç kazanamamıştır. uçurtma uçurmayı çok ister. ama uçurtma yiyen ağaç yüzünden hiç başarılı olamamıştır. önem verdiği şeylere kimse önem vermez. babası berberdir, traşlı düzgün saçlı bir yaşamı olabilecekken seyrek saçlı doğacak kadar bahtsızdır.

çevresindeki insanların arkadaşı değil sadece tanıdığı insanlar olduğunu düşünür, arkadaşı olmadıklarını bilir. hiçbirşeye hayır diyemez, zira karşısındakini kırmaktan korkar. belki bigün okuldan eve dönerken yalnız olmayacaktır, ümidi budur. bütün bunlara rağmen arasıra da olsa ellerini ceplerine sokup ıslık çalarak eve dönmeyi sever.

charles schulz'un muhtemelen kendisini düşünerek çizdiği "anti kahraman" ve çizgi tarihinin spider-man'le birlikte psikolojik sorunları hikayelerde en fazla irdelenen karakterdir.
Image Hosted by ImageShack.us
yalnız olduğunu ve ondan nefret ettiğinizi biliyor artık. bunu kabullendiği için de gülebiliyor.

Cuma, Ağustos 25, 2006

9 yıl sonra portishead. nihayet.


trip hop başkenti bristol'un massive attack'le beraber başkanlığını paylaşan portishead Dummy (1994) ve Portishead (1997) albümlerinden sonra sonunda yeni albümle geliyor. tabi bu yeni bir haber değil ama yeni albümden bişeyler duyulmaya başladı. portishead myspace sayfasında 2 şarkısını (greek jam ve key bored 299 03) yayınladı. muhtemelen Beth Gibbons'ın muhteşem yorumuyla da süslenmiş hallerini de dinleyeceğiz yakında.


edit: şanslıyız. keybored 29903'ün mp3ünü de buldum. buyurun:
portishead-keybored 29903

Perşembe, Ağustos 24, 2006

oturdum, avundum, planımı yaptım.


şurda kalmış 9 gün. grupların sahne saatleri belli olmuş meğer. ben farkında değildim. programımı yapasım geldi ben de yaptım.
2 eylül cumartesi: 1 eylül cuma gecesi popcorn'u saymazsak (zira yetişebileceğimi sanmıyorum)festival burn sahnesinde 12:00 de Aydilge kızımızla başlıyor. tabi ilk heyecanla onu seyredeceğime eminim. aslında yeni türk gruplar/şarkıcılarla aramın pek iyi olmamasından dolayı aydilge'yi hiç dinlemedim. merak ediyordum iyi olacak.
saat 13.45'te dandadadan var. ki festivalde en severek dinleyeceğim gruplardan biri olacağına eminim. geçen seneki (her ne kadar kendileri memnun olmadıklarını söyleseler de) muhteşem tamburada performansından sonra kadrodaki bikaç değişiklikle dandadadan adını alan grubu siz de sakın kaçırmayın. hemen arkalarından da ilginç bir isveçli grup var. 15.45'de pet shop boys tribute grubu "west end girls" bize pet shop boys şarkıları sunacaklar. dandadadan ve west end girls'ü aynı anda ana sahnedeki hayko cepkin ve yüksek sadakat'e tercih edicem yani.
şayet west end girls'den yeteri kadar hoşlanmazsam 16.40'daki mercury rev'in performans başlangıcını kaçırmayacağıma eminim. bu yaklaşık 15 yıllık amerikalı grubu pek sevdiğimi söyleyemem. 1998 çıkışlı "deserter's songs" son albümleri "the secret migration"ı dinledim ve ikisinden de çok sıkıldım. bu bayık grubun bizi baya sıkacağını düşünüyorum.
ama bu inişin bir de çıkışı var. 18.00'da
gogol bordello 'yu kaçıran pişman olur. ben de kaçırmam.
aslında bundan sonra burn sahnesine gitmek gibi bir planım yok. ama 19.20'deki şebnem ferah konseri sırasında yemek yemeyi planlıyorum. sonlarına doğru da önlere doğru hareketlenebilirsem kendimi şanslı sayıcam. aslında çok fazla sevmediğim kasabian ve nispeten biraz daha çok sevdiğim muse'u dikkatli izlemeyi planlıyorum. muse'ta hiç ummadığım kadar eğleneceğimi de düşünüyorum ayrıca.
3 eylül pazar: sabah yine burn sahnesinde 12.00de başlıyor. dorian'ı biraz da mecburiyetten olmak üzere izlemeyi düşünüyorum ama yemekle de zaman geçirebilirim sanırım bu sürede. ama saat 14.00' da asla ama asla kaçırmayacağım ve en önü hedef seçtiğim direc-t var. bilge ve arkadaşlarının kendi şarkıları ve coverlarıyla en eğlenceli gruplardan olacakları kesin. umarım "blister in the sun" da çalarlar. vega ve ogün sanlısoy'la da hiç işim olmaz.
fakat bundan sonra 18.00 duman 'a kadar programım boş görünüyor. her ne kadar alman grubu olsa da solisti irlandalı Reamonn Garvey ile azıcık, birazcık ada müziği esintileri sağlayacak reamonn dinlemeyi düşünebileceğim bir grup. bu sürede arkadaşlarla biraz zaman öldürücem gibi görünüyor.
duman'la beraber ana sahneye yine odaklanıcam. zira 19.20'deki
the sisters of mercy en merak ettiğim performanslardan.
hemen arkasından da 21.05te ümit vaadeden gençler kategorisinden editors'ü kaçırmaya niyetim yok. aslında tek albümleri "the back room"u sevdiğimi söyleyemem. koca bir albümden "hmm bu şarkı diğerlerinden iyiymiş" diyebileceğim hiçbir şarkıya rastlamadım çünkü. merakla çalmalarını bekleyeceğim hiçbir şarkıları yok. zaten joy division ekolünden geliyorlar ve bu ekolün gruplarını de pek sevemedim. konser performanslarının da pek iyi olmadığı yorumlarını okumuştum. pek ümitli değilim bu ümit vaadeden gruptan açıkçası. sadece kendimi kandırmak için ümit vaadeden falan diyorum o kadar.
ve son olarak 22.50 placebo. benim için ilk değil placebo konseri. 2000de de seyretmiştim. daha o yıllarda bile placebo'nun artık eskisi gibi olmadığını düşünüyordum. şimdi ise bunu daha fazla düşünüyorum. geçen 6 senede neler daha kaybetmişler merak etsem de ilk iki albümleri hatırına yine de merak ediyorum onları. acaba brian yine "aaa brian molko erkek gibi" cümlesini kurdurabilecek mi bakalım bana.
inşallah programımda terslik olmaz. herşey yolunda gider.


daha önce yazdığım avunma yazısını da okumak isterseniz buyurun.

Çarşamba, Ağustos 23, 2006

strangelove

Image Hosted by ImageShack.us

dikkat! bu ismi daha önce duymadıysanız hayatınızın dönüm noktalarından birinde olabilirsiniz. strangelove ve patrick duff için hazır olun. ve eğer umursamıyorsanız da çekip gidin burdan zira size söyleyecek hiç bir şeyim kalmadı benim. bunun yapabileceğim en büyük iyilik olduğunu düşünüyorum. başlıyoruz.

90'ların başında ingilterede kuruldular. kadroları Patrick Duff (vokal,piano), Alex Lee(gitar, keyboard,back vokal),Julian Pransky-Poole(guitar),Joe Allen (bass), John Langley(davul,back vokal) şeklinde. discographyleri:
Time for the Rest of Your Life (1995)
Love & Other Demons (1996)
Strangelove (1997)

alternatif rock, indie-pop sularında gidip gelen inanılmaz bir grup strangelove. ilk albümleri "Time for the Rest of Your Life"la beraber kısa sürede radiohead ve suede'in dünya ve ingiltere turnelerinde ön grup olarak sahne almaya başladılar. tüm albümlerdeki tüm şarkı sözleri solist patrick duff'a ait. fakat tüm marifetinin bu kadar olduğunu sanarsanız şayet Q dergisinin onun sesiyle ilgili yorumunu da duymalısınız; "scott walker tarafından yetiştirilmiş morrissey gibi". bu yeterlidir umarım neyle karşı karşıya olduğumuzla ilgili.

2. albüm "Love & Other Demons"a grubun hayranlarından brett anderson (-ki bir röportajında onlardan dünyanın en iyi grubu olarak bahsetmiştir) da bulaşmış. brett-patrick düeti "she's everywhere" hayatınızda duyabileceğiniz en mükemmel şarkılar arasına hiç zorlanmadan girer. "sway" için de en duygusal şarkılardan biri dersem hiç yanılmam zira melodisinin hassas bir anında yakalayacağı birisini ağlatmaması imkansız. inanın çoğu zaman onu dinlemeye korkuyorum. aslında bu öyle müthiş bir albüm ki her şarkıya tek tek bu tür yakıştırmalar yapabilirim ama "Living With The Human Machines","20th century cold","Casualties"ın adını yazıp bırakayım en iyisi. zira bitiremem gibi geliyor başka türlü. üstelik daha önümüzde bir mükemmel albüm daha var.

3. ve son albümleri "Strangelove" ise belki de grubun en üst noktaya ulaştığı albüm. "Superstar","Freak","Someday Soon","Wellington Road","The Runaway Brothers"... gerçekten duramıyorum ve "Mona Lisa" da diyip bırakıyorum. çünkü anlatmakla başaramayacağım kadar mükemmeller. inanılmaz bir melodi bolluğu var strangelove şarkılarında. eğer şiir seviyor olsaydım hiç çekinmeden şiir gibiler derdim onlar için inanın. ama "aslında daha da iyiler" derim hemen sonra.


fakat "strangelove" albümünden sonra 1998'e kadar sadece birkaç single yayınlayarak idare ettiler. ve sonunda da dağıldılar. bunda belki de en büyük etken patrick duff'ın alkol sorunuydu. zira asla ayık gezmediği şeklinde söylentiler var. bundan kurtulmak için kliniklerde uzun süreli tedaviler görmüş. 2005 yılında ise solo albümü "Luxury Problems"ı yayınlayarak belki de ben iyiyim dedi. ama bu albümü ne kadar uğraşsak da bulamıyoruz. muhteşem olduğuna hiç şüphem yok. birgün elimize geçecektir ve patrick yine büyüleyecektir. strangelove dağıldıktan sonra "moon" isimli bir grup kurduğu ama bu grubun albüm çıkaramadan dağıldığı da rivayetler arasında. ayrıca 83 yaşındaki güney afrikalı müzisyen Madosini Manqina ile yaptığı bir takım deneysel çalışmaları youtubedan (
buradan ve buradan) ulaşabilirsiniz. patrick duff'ın myspace sayfasında da albüm dışı bazı kayıtları mevcut.

grubun diğer üyelerinden gitarist alex lee'de 2002'den itibaren suede kadrosunda yer aldı. brett anderson, bernard butler'ın suede'i terketmesi ve yerine gelenlerden neil codling'in de hastalığı nedeniyle boşalan suede kadrosunu çok sevdiği strangelove'ın gitaristiyle doldurdu ve beraber "a new morning" albümünü doldurdular.

lütfen bu vereceğim linklerle yetinmeyin. hemen bulabileceğinizi bilsem, en yakın müzik markete gidip albümleri edinin derdim ama mümkün olmadığını senelerdir biliyor olmamdan dolayı diyorum ki; hangi download programını kullanıyorsanız, hemen strangelove yazıp arayın ve ne çıkarsa hepsini indirin. bi de artık strangelove deyince aklınıza sadece stanley kubrick & peter sellers veya depeche mode gelmesin lütfen. boşuna uğraşmış olmayayım.


strangelove - sway
strangelove - she's everywhere
strangelove - 20th century cold
strangelove - mona lisa
strangelove - superstar
strangelove - freak

Image Hosted by ImageShack.us

gogol bordello


ne yazık ki güzelim halkım gençleri rock'n coke 2006 yı hala placebo ve muse festivali zannetmekle meşgulken kökenleri ukrayna'ya dayanan amerikalı çingeneler gogol bordello'yu atlama gafletiyle de meşguller.



discographyleri şöyle:
2002 Voi-La Intruder
2002 Multi Kontra Culti Vs. Irony
2004 J.U.F.
2005 East Infection
2005 Gypsy Punks Underdog World Strike

çernobil felaketinden kaçarak çeşitli balkan ülkelerinde göçmen olarak yaşamış ve yolu amerikaya düşmüş, sahnede hiç durmamacasına hoplayıp zıplayan ve daha sonra biraz daha hoplayıp zıplayan solist eugene hütz önderliğindeki grup müziklerini de Birthday Party ve Einstürzande Neubauten gibi gruplardan edinmişler. sahneye grup değil de daha çok ordu kalabalığıyla çıktıklarını da belirtmek gerek. çingene kültürü, müziği, giysileri hepimizi çok fazla eğlendirecek emin olabilirsiniz+yanına bir de punk çılgınlığı ekleyeceğiz çünkü. eugene hütz'ün detone ve yer yer aslan kükremelerini andıran vokaline de dikkat. ayrıca zaten her müziği güzelleştiren balkan tarzı kemanlara da dikkat. özellikle bayık mercury rev sonrası ilaç olacak. sakın kaçırmayın ve mümkünse dinç halde bekleyin onları. zira yorulacaksınız. ama bunu onlardan beklemeyin. kimi konserlerinde seyirciyi de sahneye alacak kadar da cesurlar. ama burda muse seyircisinin bunu yapacağını sanmıyorum. yine de büyük eğlenceye hazır olun. çok tanıdık gelecek melodiler eşliğinde gogol bordello zaten başlıbaşına bir festival çünkü. dansözlü mansözlü.

"everything is illuminated" filminin soudtrackinde de yer alan "start wearing purple"ın özellikle dikkat edilesi olduğunu söyleyip şarkılarla başbaşa bırakayım sizi.

gogol bordello - start wearing purple
gogol bordello - think locally, fuck globally
gogol bordello - santa marinella
gogol bordello - mishto
gogol bordello - not a crime
gogol bordello - never young

Salı, Ağustos 22, 2006

the killers ve "when you were young"


brit-pop'a amerika'dan, las vegas'tan destek olan the killers'ı tanımayan kalmamıştır herhalde. kaldıysa da birazcık araştırıversin. herkes tanıtıyor, benim de yapmama gerek yok sanırım. ama sadece şunu söyleyeyim ki son yıllarda çıkan benzeri eğlenceli gruplar (isim de vericem kasabian, the repture, razorlight) arasında bence en eğlencelileri. tek albümleri 2004 çıkışlı "hot fuss"tan Somebody Told Me ve Mr. Brightside (mtv'den 2005 en iyi çıkış ödülünü aldılar bu şarkıyla)'ı artık bilmeyen yoktur. eh durum böyle olunca geçmişlerine değil geleceklerine bakmak daha iyi olur ve geleceklerinde yepyeni bir albüm var. "sam's town"un çıkış tarihi 2 ekim olarak açıklandı ve şarkı listesi de şu şekilde:
1. "Sam's Town"
2. "Enterlude"
3. "When You Were Young"
4. "Bling (Confession of a King)"
5. "For Reasons Unknown"
6. "Read My Mind"
7. "Uncle Jonny"
8. "Bones"
9. "My List"
10. "This River Is Wild"
11. "Why Do I Keep Counting?"
12. "Exitlude"
13. "Where The White Boys Dance" (bonus track)

solist Brandon Flowers'ın favori şarkısı olarak bonus "Where The White Boys Dance"ı açıklamış. daha önce haberler shoutboxında linkini de vermiş olduğum ilk single şarkıları "When You Were Young"ın youtube sağolsun taptaze videosuyla başbaşa bırakayım sizi. şarkıya bayıldım belli oluyor di mi? olmuyor mu? şarkıya bayıldım.(sanırım oldu) buyurun:


The Killers - When You Were Young

Cumartesi, Ağustos 19, 2006

the sisters of mercy

Image Hosted by ImageShack.us
3 eylül günü hezarfen havaalanının ana sahnesine dikkatli bakanlar, aslında onlara sorulsa muhtemelen "daha karanlık bir saat yok muydu?" diye soracakları bir saatte (19:30) her daim kapkara gözlüklü, sarışın, elindeki sigarasından 7-8 saniyede bir nefes çeken, küçük dağları ben yarattım edasıyla sahnede (sadece bir sağa bir sola) salınacak olan Andrew Eldritch ve grubu The Sisters Of Mercy'i görecekler. alternatif, post punk, indie-rock yaptıklarını söyleyebilsek de temeli 70'lerin sonunda bauhaus'la atılmış "goth" müziğin en önemli temsilcisi diyerek olayı tek bir tarza bağlayabiliriz. evet siyah makyajlı, simsiyah giysili gothic kızlarımız/oğlanlarımız belki placebo için gelecekler ama gothicin en önemli adamları aslında orada olacaklar.

grup 1980'de solist-kara melek Andrew Eldritch tarafından leeds'te kurulmuş. Eldritch ve davulcu Doktor Avalanche dışında grubun diğer elemanları her albümde değişmiş. discographyleri şöyle;
First and Last and Always (1985)
Floodland (1987)
Vision Thing (1990)
Some Girls Wander By Mistake (1992)
A Slight Case of Overbombing (1993)

tarzlarında leonard cohen'in karanlıklığı, iggy pop'un the stooges'inin temposu, yer yer motörheadvari vokalleri bulmak mümkün. gothic maskesi de indirilirse eğer onlar tam bir indie grubu. ayrıca uzuun uzun sallanabileceğiniz uzuun şarkıları da karakteristik özelliklerinden. özellikle "are you living for love" nidalarıyla inleyen "under the gun"ı öneririm. 1993 yılında yayınladıkları toplama albümden sonra plak şirketleriyle aralarındaki anlaşmazlıklar yüzünden bir daha yeni albüm yayınlamadılar. bunun yerine çok sayıda turneye çıkıp yeni şarkılarını bu şekilde tanıtıyorlar. yani sahne tecrübeleri inanılmaz fazla.

90'ların ortalarında bir ara hayran kitlelerini arttırmak uğruna siyahtan farklı renkler de giymeye başlamışlar. ama huylu huyundan vazgeçememiş. rock'n coke'ta nasıl görüneceklerini çok merak ediyorum. hiç şüphem yok ki en iyi performanslardan olacak. amerikadaki hayranları kendilerini "death rockers", italyadakiler "wavers", genel olarak da "reptiles" olarak adlandırmaları da neyle karşı karşıya olduğumuzun göstergesi aslında.
bir örnek de southpark'tan vericem ben. sıkı takipçiler onları gayet iyi bilirler. ey the sisters of mercy bilmeyenler, işte bunlarla karşı karşıyasınız:

the sisters of mercy - this corrosion
the sisters of mercy - temple of love
the sisters of mercy - more
the sisters of mercy - lucretia my reflection
the sisters of mercy - under the gun

Cuma, Ağustos 18, 2006

tim buckley

Image Hosted by ImageShack.us

buckley adını bu sefer baba buckley için anıcaz. yine bir erken ölüm hikayesiyle biticek.

60'ların başında psychedelic rock besteleriyle başladı müziğe. kısa sürede çok başarılı bir söz yazarı olduğunu da kanıtladı. los angeles'ın folk kulüplerinde çalarken frank zappa'nın menejeri tarafından keşfedilip 1966da kendi adını taşıyan ilk albümünü çıkardı. bu albüm sadece 3 günde kaydedildi ve aslında çok da başarılı olmadı. bu yıl onun için önemli bir yıl. zira oğlu jeff de bu yılda doğdu. fakat tim buckley'nin bu pek de umurunda değildi sanki. jeff henüz 6 aylıkken onu terkedip müziği seçti. tim buckley'nin discografisi şöyle:

1966 Tim Buckley
1967 Goodbye and Hello
1969 Blue Afternoon
1969 Happy Sad
1970 Lorca
1970 Starsailor
1972 Greetings from L.A.
1973 Sefronia
1974 Look at the Fool

ilk albümlerinde hippi kültürü, LSD tripleri ve zamane gençlerinin yaşam değerlerini yansıtarak zamanın en önemli müzisyenleri arasına girdi. fakat daha sonraki albümlerinde avangart jazz, jazz-rock, folk birleştirmeleri denemeleri dinleyicilerini yitirmesine neden oldu. zamanında pek tutulmamış olsa da starsailor albümü ağzı açık bırakacak denemeler içeriyor. "starsailor" şarkısındaki kaosu bugün deneyen pek çok grup olduğu kesin.(ingiliz "starsailor" grubunun isim babasıdır ayrıca. "starsailor" ilk kurulduğu yıllarda da tim buckley tribute grubuymuş zaten.)

starsailor'dan da para kazanamayınca ticari işler yapması gerektiğini anlayıp "greetings from l.a." ile kendi istediği değil ondan istenen şeyleri yapmaya başlar. diğer iki albümünde de devam eder. yaşam tarzı da fit olmaya yönelmiştir. hatta 8 yıl sonra ilk kez oğlu jeff ile de görüştüler.fakat sadece 9 gün. 2 ay sonra da tim buckley bir konser sonrası aslında temizlenmiş olan vücudu, burnundan aldığı kokain zannettiği eroin-morfin karışımını kaldıramayıp öldü.

jeff buckley onunla ilgili şunu der: "özelliklerimiz aynı olabilir ama dışavurumum babamınkinden çok farklı. o adamla ilgili her şeyi başkalarından öğrendim. babamın benim üzerimdeki etkisi, yokluğu. beni annem büyüttü." babasının cenazesine bile çağırılmamış olan jeff 1991de onun adına düzenlenen bir konserde tim buckley bestesi "i newer asked to be your mountain"i söylemiş. aslında bu konserin de onun kariyerinin en önemli adımlarından olduğu söylenebilir. "what will you say"i de babası için yazdığı söylenir.

tim buckley - starsailor
tim buckley - song to the siren
jeff buckley - i newer asked to be your mountain

longpigs ve richard hawley

Image Hosted by ImageShack.us

bir tanecik brit-popumuzun en karışık gruplarından biri longpigs. 1994'te pulp'ın memleketi sheffield'ta kuruldular. vokalde Crispin Hunt, gitarda Richard Hawley, basta Simon Stafford ve davulda Dee Boyle var.
ilk albümleri "The Sun Is Often Out" 1996 çıkışlı. bundan sonra grup içinde büyük tartışmalar olmuş ve yaklaşık 4 seneyi albümsüz geçirmişler. hatta bu dönemde sadece 5 şarkı çalıp indikleri konser bile mevcut. bütün bunlara rağmen ikinci albümleri "Mobile Home"u da yayınlayıp huzur içinde dağılmışlar.

longpigs dinlenmeye başladığında önce bir şaşkınlık hali alıyor insanı. adamın biri pek de düzgün olmayan aksanıyla, hiç çekinmeden bolca detone olarak bağırıp çağırıyor. Crispin Hunt'ın incecik sesi hiç kulak tırmalamıyor. şarkı sözlerinde de hiç mütevazı değiller. söylediklerini ima etmeye değil direk kabul ettirmeye yönelik tavırları var. bunu yapmak için zorlanmıyorsunuz ki bu en güzel yanı belki de. akılda kalıcı ve oldukça çeşitli melodileri de onları sevmek için ayrı bir neden. hiç bir şarkıları birbirine benzemiyor, asla longpigs'in şarkıları şu şarkı gibi diyemiyorsunuz. sadece iki albümde bu kadar çok muhteşem melodiyi bir araya toplamasına rağmen niçin popüler olamadıkları da inanılması zor bir durum.

Image Hosted by ImageShack.us
bu kadar rahat tavırla şarkı söyleyebilen bir vokallerinin olmasının nedenlerinden biri de hiç şüphesiz yanındaki harika gitarist richard hawley. aslında hawley başlıbaşına bir hikaye. morrissey'in grubunda yer almak için denemelere girmesi, all saints, robbie williams, beth orton, perry farrell gibi birçok müzisyenin arkasında çalması bahsedilebilecek hadiseler. ama pulp mevzusu apayrı. longpigs dağılıp hawley'nin kendini uyuşturucu ve alkole vermesinin ardından eski arkadaşı jarvis cocker onu pulp'a devet eder ve this is hardcore'un dünya turnesinde çalmaya başlar. daha sonra da solo albümlerinde destek olup onu bataktan çıkartır. 4 solo albümü var; Richard Hawley (2001), Late Night Final (2002), Lowedges (2003), Cole's Corner (2005). pulp, the divine comedy, morrissey, scott walker ve hatta Frank Sinatra'yı hatırlatıyor şarkıları. incecik, samimi, duygusal, sessizce ağlayan melodilerle kötü günlerinden kurtulmuş richard hawley ve son albümü cole's corner'la 2006 mercury ödülüne aday. belki bu ödülü alamaz ama tatlı ve sevgi dolu müziği bizi kazandı. zaten longpigs'ten beri peşindeydik ki.
longpigs - far
longpigs - she said
longpigs - blue skies
longpigs - gangsters

franz ferdinand boş durmamış.


bbc radio 1'ın live lounge pragamında gwen stefani'nin "What Are You Waiting For"unu coverlamışlar. ben ikisini de vereyim de siz istediğinizi seçin. aklımda "acaba gwen stefani'den dinlemişler miydi ki?" sorusu takılmasın, siz ararsanız ulaşıverin falaan filan... takıntılı olabilirim ama canınızı sıkmak istemem.

franz ferdinand - what you waiting for (gwen stefani cover)

gwen stefani - what you waiting for

aaa pete hala yaşıyor.


babyshambles yeni albüm çıkarıyor. hayret. 18 eylülde. adı da "back on the bus-what goes on tour stays on tour" olucakmış büyük ihtimalle.



şarkı listesi belli olmuş:
beg steal and borrow
french dog blues
sedative
fixing up to go
the blinding
stone me what a life
love you but your e green
palace of bone

side of the road
raise the kaboos
sheepskin tearaway
i wish


beg steal and borrow'u indirin isterseniz.

ben sevmem babyshambles. hizmet olsun diye yapıyorum.


Perşembe, Ağustos 17, 2006

üzülmeyelim. biraz tebessüm. jeff buckley'le.

yazmaya karar verdiğimde 17 ağustos saat 03.00'dı. beyin fırtınası beni jeff buckley'e kadar getirdi yine. biraz can sıkıntısını giderir belki jeff'in eğlenmek için yaptığı ufak coverları görmek, dinlemek. kahkahalar atıp çalıyor söylüyor hepsini. jeff buckley'nin eğlenceli yüzü. buyurun:

jeff buckley-smells like teen spirit
Video sent by serdarcharliebrown